Her Geminin Bi Rotası Vardır... Önemli Olan Karayı Bulmaktır...

En masum günahındım...

“ Varlığın acı veriyor olsaydı bana;
Seni ölüme sevmez,
Gelmeyeceğini bile seni beklemezdim hala.
Ben sensizlikte bile "seni yaşıyorum" sevgili... ”
 
“ Sen bana “ bir ömür “ uzakken ben sana bir nefes kadar yakınım sevgili.
Gelmeyeceğini bile bile ben hala seviyorum seni. “

Gün gelecek,
Adımı unutmak zorunda kalacaksın
Puslu gecenin yorgun sabahında.
Bir kibrit çakıp yaşananlara,
Tek tek yakacasın benli hatıraları
Ömür defterinin en masum günahında.

Duvarlarında asılı takvimlerden düşen
Bir gün gibi,
Ağladığında yüreğine gömülen
Bir hüzün gibi
Yavaş yavaş eriyeceğim dudaklarında.
Ama ben sana inat,
Yokluğuna inat,
Bedenimle közleneceğim günahlarında.

Seni benden alan kadere,
Tek bir kelime etmeden
Seni içimde yaşatacağım.
Çünkü ben senin;
“ Bedelini yüreğimle ödediğim
En masum günahındım….”

14/9/2007 | Kategori: GUNCE | Yorum (3) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Her Geminin Bi Rotası Vardır... Önemli Olan Karayı Bulmaktır...

Senin Bir Adın Yok...

Küçük bir merhabayla devralınır yaşam... Aniden bir ses düşer güne, beklenmeyen anın güzelliği buradandır.. Kapıyı açarsınız ve ardındakinin kim olduğunu çok da fazla umursamadan, içeriye davet edersiniz... Gelenin rahatlığından mıdır; yoksa içeriye alanın vurdumduymazlığından mıdır bilinmez ama huzur dolu bir kaç "an", günün sayfaları arasından usulca koparılır...

"İki oda arası değişen yaşamlar tanıdım. Birinden diğerine geçerken adımlarını değiştiren insanlar. Gecenin pimini çekerler ihtirasları uğruna ve onlar en çok, mekânlar arasında yerleşemezler aşka."


Burcu Burcu
Böyle seslenmek istedim sana; çünkü başına �sevgili� koyduklarımız hep gitti, gidiyor��

Adına ne demeliyim diye düşünürken geldi aklıma bu cümle...
Sandığınız veya sanmadığınız ya da sanmak zorunluluğunu tıpkı ağır bir sorumluluk gibi üzerinizde taşıdığınız anlam sepetinizden uzakta durmaya çalışsanız da biliyorum çok da başarılı olamayacaksını z. Bir defa başına kondu mu aşk cümlenin, evirseniz de çevirseniz de başka yana alıp da koymak aklınızın ucundan bile geçmez. Biliyor musunuz ben sizin gibiler yüzünden yaraladım tırnak uçlarımı. Sizlere anlatmaya çalışırken düşlerimi hasar verdim en değerli varlığıma. Zararı yok şimdilerde neyin ne kadar, nerede, hangi zamanda kaybolup gittiğine. Çünkü anlıyor ki insan, asıl yaralanan kendisi değilmiş.
Şimdi gökyüzüne açılmış gözlerimin baktığı yerde bambaşka bir dünya duruyor. İkimizin arasında, ikimizden olma�

Kış mevsiminin en belirgin özelliği karın yağmasıyken, benim için daima bir şeylerin ilke imza atması olmuştur. Duygulara dökülen karların bıraktığı izler, müziğin üşürken tende bıraktığı, o kimi zaman anlatmakla yeri doldurulamayacak ısısı, yahut kimseyle kimsesizliğin karşılaştığı o muhteşem ince çizginin üzerinde, tanık olduklarıma kattığı anlam�
Kış başlar, yolculuklar bitti sanırken bir diğerine doğru yola çıkılmıştır aslında. Yolun hemen başında, öykülerinizin çerçevesini belirginleştiren o küçük ayrıntılar saklıdır. Ayrıntıların parantezlerini aralayıp içine bakabilme cesareti içinizdedir. Bütün toplumsal yargılamalar ve toplumun korkuyla salgıladığı değerler, sizin değişkeninizdir.
Matematiğin egemenliğinde bir yaşam sürmeyi siz seçmemiş olabilirsiniz; ancak bu onun varlığını yadsımanız yahut hiç yokmuş gibi davranmaya çalışmanız anlamına gelmeyecektir hiçbir zaman. O, oradadır. Bir defa, ince bir hareketle koordinatları belirlenmiştir yeryüzünde. Koordinatları görmezden gelseniz de çoğu zaman, yeri sabitlenmiştir. Belki de yaşamın içerisinde, kimi zaman türlü oyunlarla alt etmeye çalıştığımız, kısaca görmezden gelmeye yeğlediğimiz şeyler, o parantezin içine bambaşka şeyler koymamızı sağlıyor.

Yaşamını kendi eliyle bir başkasına veren insanlar tanıdım; çıkış yolunu ararken kendi çıkışının olduğunu unutan� Olmazların evini giydirirler bir gecede, kadına ve erkeğe. Şırıl şırıl akan bir pınarın kuraklığını avuçlarlar sonra ve onlar en çok, düşlerde karşılamaya çalışırlar kendi çıkış yollarını�

Küçük, minicik bir merhabaydı senden devraldığım, devrilirken� Biliyordum, yine dayanamayıp doğrulacağımı, kendi el yazması düşlerime kaldığım yerden devam edeceğimi. Odanın gürültülü tekilliğini kendi başına bırakıp yerimden kalktığımda, kısa bir süre sonra belli belirsiz bir iniltiyle kapımı çalacağını bilmesem de; buhranlı günlerin kapağının er geç kapanacağını hissediyordum.Böyle anlarda içimden kuvvetli bir çocuk var gücüyle bağırır benim. Onunla uğraşmak, kendimle uğraşmaktan inanın daha zordur. O biçimsiz güzelliğiyle durmadan bir şeyler anlatmaya çalışır. Sus demek isteseniz de susmayacaktır.Canı yanmıştır bir defa içine bıraktıklarınız yüzünden. Sızlamıştır. Uykusuzluktan, her daim yaşadığı gecesizlikten yorulmuştur. İlahi bir ses bırakır dudaklarınıza mırıldanmanız için.Tanrının adı yazgınıza bağlanır o andan itibaren� Yazarken fark edersiniz onu en çok; yazarken ve gözlerini açıp bakarken etrafa� Karşınıza çıkan her bir dokuyu anlamaya çalışırken� Gelir ve ruhundan yükselen sesi içinize, o en sancılı yerlerinize bırakıverir ansızın.
Başkalaşımı her saniye hissetmeye başlarsınız; çünkü bu öyle bir şeydir ki aldığınız nefesin hızına bile etkide bulunacak kadar heyecan vericidir� Önce belli belirsiz bir gülümseme yerleşiverir unuttuğunuz çizgilerin üzerine, sonra dolaşan diliniz açılıverir suskunlukları yırtarak� İşveniz, sevdanız, çekilmeyen dününüz yer değiştirir o çocuğun dokunduğu yerden� Tutmak istedikleriniz yeniden canlanıverir başucunuzda, tutamadıklarınıza tatlı bir göz kırpışıyla.En başta aslolanlar çizilir yüzünüzün en tenha köşesine. Kaybolmuşluğunuz devralınır varoluşla.Oysa inkâra yeltenemeyecek kadar varsınızdır aslında�

Kendi geçmişini seslendirmekten vazgeçen bir erkek tanıdım.Onca yitirilmişliğin ardından,tüm o kayboluşlarını büyük bir güçle kendinden çekip çıkarmaya çalışan� Suskuyu tek kalemde yırtabilecek kadar cesurdu ve o en çok, çocukluğumu alıp saklıyordu göğsüne.�

Aylar oldu.Yine o sihirli değnek, bir şekilde kendine bağlamayı başardı yaşanılanları.Ufak hediyelerle tamamladı döngüsünü ve işleyiş her geçen gün kendisine çekmeyi başarıyor tanımlanamayan bir cevapsızlıkta. Belki de ilk defa bir insanın gözlerine baktığımda etrafımdaki her şey birbirine geçiyor olağanca hızıyla.
Başım dönmüyor�
Ruhum teslim olmuyor�
Bedenim yorulmuyor�
Bir depremle yaşamımı bir an devraldığını düşündüğüm ekim; yine bir ilk bahar yolcusunu yanına alarak yürümeye devam ediyor.

Sonbahar ve ilkbaharın anlamını düşünüyorum, doğum lekemdeki ize bakarak� Bir kez daha doğacağım eylülde. Bir kez daha o hiç görmediğim odanın resmini çizmeye çalışacağım ellerimle.Ellerim, Tanrı'ya en yakın olduğum yer belki de...
Adını sevgili koyduklarımız gitti demişti ya lacivert gecelere yakıştığını düşündüğüm o adam, gitmeyesin diye seni sorgulamıyorum... İşte bu yüzden senin bir adın yok.

10/9/2007 | Kategori: ALINTILAR | Yorum (4) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Her Geminin Bi Rotası Vardır... Önemli Olan Karayı Bulmaktır...

SENİ SAKLAYACAĞIM

Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde,
Şarkılarımda, sözlerimde.
Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmeyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.
Sen göreceksin, duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.
Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.
Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.
Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.
Bir gün, tam anlatmaya..
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım..
Anlayacaksın.

Özdemir ASAF

6/9/2007 | Kategori: ALINTILAR | Yorum (2) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Her Geminin Bi Rotası Vardır... Önemli Olan Karayı Bulmaktır...

İnsan dediğin...

Bir insan ömrünü neye vermeli?

Tükenip gidiyor ömür dediğin

Yolda kalanda bir yürüyende bir

Savrulup gidiyor ömür dediğin

Yolda kalanda bir dostum yürüyende bir

Savrulup gidiyor insan dediğin


Yüreğin ürperir kapı çalınsa

Esmeyen yelinden hile sezerler

Künyeler kazınır demir sandıkta


Harcanıp gidiyor insan dediği
Dışı eli yakar içi de seni
Sona eklenmedi önce gideni
Ayrılık gününün kör dereleri
Bölünüp gidiyor nehir dediğin


Bir insan ömrünü neye vermeli
Paramı onur mu kaç dikenli yol?
Ağacın köküne inmek mi yoksa?
Çırpınıp duruyor yaprak dediğin

31/8/2007 | Kategori: ALINTILAR | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Her Geminin Bi Rotası Vardır... Önemli Olan Karayı Bulmaktır...

Başkasın...

Sen başkasın;
Bambaşkasın...
Ruhumun hem acı,
Hem sevinç kaynağısın.
Sensiz özlemlerde,
Senli kederlerde bu yürek.
Sen benim çelişik yanımsın...

Aslıhan  27/08/2007

27/8/2007 | Kategori: SiiRLERiM | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Her Geminin Bi Rotası Vardır... Önemli Olan Karayı Bulmaktır...

Şah damarımdan daha yakın...

(Sıcaktı ve ben yine üşüyordum...)

Gözleriniz olmasaydı susmazdım

Gözleriniz vardı, sustum
Ve siz suskularımdan başlıyordunuz konuşmalarınıza
Konuşuyordunuz
Sesiniz üzerime geliyordu
Ve ben bir ölüm boyu susuyordum
Dilim yettiğince�

Oysa�
Dokunsanız
Benzerdim korkak kelebeklere
Kelebekler ki dokunursanız rengi düşer

Renkleriniz vardı
Yeşil, siyah, turuncu
Sepiyalaştırılmış fotoğraflardan tanıyordum sizi

Bakmıyordunuz
Gülüyordunuz
Yakışıyordu size
Suratıma muştu oluyordu gülüşünüz
Yakışıyordu işte
Gülüşünüzü yüzüme asıyordum
Yüzünüzün buğday rengini içime arşivliyordum
Serpiyordum!
Saklıyordum!
Ezber ediyordum!

Kirpikleriniz vardı
Yakmıştınız
İnsan kirpiklerini yakar mı?
Yakmıştınız işte...

Sıcaktı
Üşüyordum
Vakit ikindi vaktiydi
Gölgenizi yanıbaşınızda taşıyordunuz
Ve ben gölgenize basmaktan korkuyordum

İntihar adınaydı hepsi
Eskiyen şiirlerimin hepsini eskiciye satıyordum
Üstü kalsın diyordum

Gidiyordunuz
Sende gel demiyordunuz
Hezimetim oluyordunuz
Gidiyordunuz işte
Peşinize bakmıyordunuz
Sahipsiz düşüyordum
Girdabım oluyordunuz
Bilmiyordunuz

Üzgünüm ama,
Sizi seviyordum...

17/8/2007 | Kategori: ALINTILAR | Yorum (7) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Her Geminin Bi Rotası Vardır... Önemli Olan Karayı Bulmaktır...

İstanbul Şehri

sayende şayeban olduk istanbul şehri
sayende sebil olduk aç kaldık sefil olduk
yıldızlar dem çekti güvercinler gibi başucumuzda
ve yaktı perişan eyledi sine-i sâd-pâremizi
saplanıp hançer misâli bir hilâl
sokaklar serseri biz serseri
yüksekkaldırım’da
bir cezayir şarkısını dile getirdi plâklar
cadde-i kebir: bütün ışıklarını yakmış bir gemidir
sinemalar neredeyse boşalacaklar

vay anam vay
sen ne dersin istanbul
sen garip bir şair olsan söyle ne halt edersin
kimin gücü yeterse kahretsin parasızlığı
sefalet akıyor gürül gürül sokaklardan
yol üstünde bir şehvet çarşısı tıklım tıklım
yol üstünde sevda pazarlığı aşk pazarlığı
kurtulamadık gitti bu denli kepaze hayattan
hep böyle gecelerin koynunda yaşadık
geceler serseri biz serseri
karakoldaki aynada safran gibi kirli yüzümüz
gözlerimiz hasta gözleri ellerimiz hasta elleri
kırılmış kavala dönmüşüz

sen söyle serseriler kralı istanbul
sen söyle iki gözüm
hangi merhem çâredir şu bizim yaramıza
yel üfürdü su götürdü gençliğimizi
elimiz boşa geldi meydanlarda kaldık
meydanlar serseri biz serseri
sağımız sefalet solumuz ölüm
işte geldik gidiyoruz
kahrolasın
kahrolasın istanbul şehri

Attilâ İlhan

25/7/2007 | Kategori: ALINTILAR | Yorum (5) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar | Sonraki Yazılar>