Her Geminin Bi Rotası Vardır... Önemli Olan Karayı Bulmaktır...

Tiyatromuzun Ustaları




AHMET FEHİM


ATIF AVCI




CAHİDE SONKU


EKREM DÜMER


ELİZA BİNEMECİYAN


ERTUĞRUL BİLDA


ERSUN KAZANÇEL


GÜLİSTAN GÜZEY

DAHA BURDA YAYINLAYAMADIĞIM OKADAR ÇOK DEĞERLİ SANATÇI VE TİYATROYA ÖMRÜNÜ VERMİŞ EMEKTAR VARKİ BURDAN HEPSİNİ SEVGİYLE ANIYORUM...

6/4/2007 | Kategori: SANAT-TiYATRO | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Her Geminin Bi Rotası Vardır... Önemli Olan Karayı Bulmaktır...

Karagöz ve Hacivat...TİYATRO TEKNİKLERİ


Karagöz Gölge Oyunu bir çerçeveye gerdirilmiş olan beyaz bir perdenin ardında oynanır. Figürler, perdeye gölgenin vurmasını sağlayan bir ışık kaynağının önüne tutularak oynatılır. Eskiden meşale – mum olan bu ışık kaynağının yerini bugün elektrik ampulleri almıştır.Bütün tasvirlerin tek taklitlerini HAYALİ denen usta yapar. Şarkılarda ÇIRAK yardım eder.Yardımcı sesler ve diğer işler ilerde Hayali olacak olan YARDAK tarafından yapılır. Tef, Zil, Nareke, oyunda YARDAK tarafından kullanılır.Beyaz perdeye Ayna denilir. Orjinali 2 x 2.5 m. olan perdenin boyutları sonradan 1.10 x 80 cm' ye inmiştir. Aynanın çevresine kalın, siyah bir perde kapatılır. Aynanın alt iç tarafında ise peş tahtası olarak bilinen tahta bir raf bulunmaktadır. Karagözcünün oynattığı figürler bu peş tahtası denen çıtaya basarak hareket alır.Tasvir adı verilen figürler 32 ila 40 cm boyundadırlar ve manda, deve, dana, sığır derisinden yapılırlar. Deve derisinen imal edilenler diğer derilere göre daha transparan, ışığı ve renkleri daha iyi geçirebilme özelliğine sahip olabilmektedir. Deri özel kimyasal maddelerle yapılan işlemlerle transparan hale getirilmektedir. Bu işlemlerden sonra deri, ıhlamur ağacı üzerine gerilerek "nevrekan adı verilen özel bir bıçakla kesilir. Ortaya çıkan figürler sentetik veya doğal boyalar kullanılarak renklendirilir. Son olarak da değneklerin geçeceği delikler açılarak figürlerin eklem yerleri birbirine bağlanır.

Karagöz'ün Bölümleri:
I. Mukaddime (-Giriş)
Oyun başlamadan önce göstermelik adı verilen (Burak, limon ağacı veya çiçek demeti v.s.) boş perdeden yansıtılır.Giriş başladığında bu göstermelik yavaşça nareke düdüğün sesiyle birlikte kaldırılır.Sahnenin solundan Hacivat görünür.Hacivat geleneksel "sema"yi, ardından da evreni temsil eden aynanın felsefesini anlatan şarkısını söyler. Sonra Karagöz'ü sahneye çağırır.

II. Muhavere
Bu bölümde, Karagöz ve Hacivat arasında tekerleme atışmaları ve konuşmaları yer alır. Bu karşılıklı konuşma bir kıssadan hisse ile son bulur.

III. Fasıl
Esas Oyunun yer aldığı bölümdür. Ana tema bu bölümde oynanır. Bütün figürler bu bölümde ortaya çıkar ve rollerini oynarlar. Her oyunun konusu farklıdır.

IV. Bitiş
Bu bölüm genellikle eğlencenin ve kutlamaların yapıldığı oyunun birtiş bölümüdür. Çengi, folklorcular dans eder ve değişik satıcılar geçer. Oyun biterken Hacivat Karagöz'e seslenir: "Yıktın perdeyi eyledin viran Varayım sahibine haber vereyim heman"Buradaki sahip: perde, evreni temsil ettiğinden tabii ki tanrıdır.

28/3/2007 | Kategori: SANAT-TiYATRO | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Her Geminin Bi Rotası Vardır... Önemli Olan Karayı Bulmaktır...

Tiyatronun Kökeni

Tiyatro da başka sanatlar gibi dinsel törenlerden doğmuş, sonra dinden bağımsızlaşarak sanatlaşmıştır. Kökeninde, ilkel insanın doğa olaylarını kendi bedensel hareketleriyle simgesel olarak temsil etme çabaları yatar. Avrupa'da Üst Paleolitik Çağdan (İ.Ö 40-10 bin yıl önce) kalma mağara resimlerinde, ellerine ve yüzlerine hayvan postları geçirmiş insanların ritmik hareketler yaptığı görülmektedir. Bunlar, maske ve köstüm kullanımının, dolayısıyla tiyatronun ilk örneği sayılır. Maske, kişinin kendi kimliğinin aşarak başka kimlikleri ve daha genel varlık biçimlerini temsil etmesinin en etkin yollarından biridir.

İlkel toplulukların animist inançlarına göre, yinelenen doğal olayların ruhları, kişilikleri vardı; bu kişiler, sonradan tapınma nesnelerine, tanrılara dönüştü.İnsanlar, belli zamanlarda yapılan törenlerde bu tanrıları temsil eden maskelere bürünerek kendi yaşamlarını etkileyen doğa olayları üzerinde denetim kurmaya çalıştılar. Yağmur yağdırmak ya da avda başarılı olmak için yapılan törenler danslar, Kurallı oyunun ilk örneğiydi. Eski inançların hemen hepsi görülen "ölme ve yeniden dirilme" teması da, insanlara verdiği kılık değiştirme ve kişileştirme olanaklarıyla, tiyatronun çıkış noktalarından biriydi. Mevsimlerin dönüşü, kışın bahara dönüşmesi gibi yinelenen doğa olayları, eski yılı temsil eden kralın yeni yılın kralın karşısında yenik düştüğü bir törensel boğuşmayla temsil ediliyordu. Başlangıçta canlı insanların kurban edildiği bu boğuşma ve ölümler zamanla simgeleşti ve iki ayrı gücün çatışması da yerini tek bir gücün ölüm ve yeniden dirilme törenine bıraktı.Bazı başka kuramlara göre ise tiyatronun kaynağı şamanist inançlardır. Şamanist törenlerin özelliği, izleyici ya da katılımcılara, tanrısal gücün simgesi yerine kendisini göstermesiydi. Bu törenlerde belirli kurallara uygun davranışlarla kendinden geçen şaman, öte dünya ile bu dünya arasında bir aracı rolü üstlenmektedir.

Tiyatro, bugün de kökenindeki bu iki eğilimin izlerini taşır, bu iki eğilim arasındaki gerilimden güç alır: Bir yanda doğa güçlerini simgesel olarak canlandırma, temsil etme işlevi; öte yanda, doğaüstü güçlerin görünmesine aracılık etme işlevi.Doğaya öykünme kuramına göre, tiyatronun en önemli öğesi kılık değiştirmedir.

26/3/2007 | Kategori: SANAT-TiYATRO | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Her Geminin Bi Rotası Vardır... Önemli Olan Karayı Bulmaktır...

Claude Monet

Çocukluğu ve gençliği
Monet, Adolphe ve Louise-Justine Monet'nin çocuğu olarak Paris'te dünyaya geldi. 1845'te, yani Monet beş yaşındayken, ailesiyle Normandiya'daki La Havre'a taşındı. Notre-Dame-de-

Lorette kilisesinde Oscar-Claude olarak vaftiz edildi. Babası onun aile mesleği olan bakkallığa devam etmesini istiyordu, fakat Claude Monet bir sanatçı olmayı istiyordu. Annesi bir şarkıcıydı.
1851 Nisan'ında, Monet Le Havre'da ortaokula başladı. Önceleri 10–12 Fransız frangı'na sattığı karakalem karikatürleriyle çevresinde tanındı. İlk çizgi derslerini, Jacques-Louis David'in öğrencisi olan Jacques-Francois Ochard'dan aldı. Bu dönemde, Eugène Boudin'le tanıştı. Boudin, Monet'ye yağlı boya kullanmayı ve açık ortamlarda resim tekniğini öğretti.28 Ocak 1857'de annesi öldüğünde 16 yaşındaydı, okuldan ayrıldı ve dul teyzesinin yanına yerleşti.

Paris
Monet Louvre'u ziyaret etmek için Paris'e geldiğinde, pek çok ressamın eski ustaları taklit ettiğine tanık oldu. Monet, bir pencerenin yanına oturup gördüklerini resmetmektense, gereçlerini yanına alıp dışarıda resim yapmayı tercih ederdi. Paris'te geçirdiği yıllarda pek çok empresyonist ressamla arkadaş oldu. Bunlardan biri Édouard Manet idi.Haziran 1861'de Monet, yedi yıllık bir sözleşmeyle orduya katıldı, fakat görevinin ikinci yılında teyzesi Madame Lecadre sözleşmesinin feshedilmesini sağladı. Ancak Madame Lecadre'in bir şartı vardı: Monet'nin üniversitede sanat eğitimi alması. Monet'nin de Alman ressam Johan Barthold Jongkind'ın teyzesini bu fikre teşvik etmiş olması muhtemeldir.1862'de Paris'te Charles Gleyre'in öğrencisiyken, üniversitedeki geleneksel resim anlayışı Monet'de hayal kırıklığı yarattı. Bu dönemde Pierre-Auguste Renoir, Frederic Bazille ve Alfred Sisley ile tanıştı. Birlikte resme yeni yaklaşımlarını paylaştılar, ışığın açık havada yarattığı etkiyi resme parçalanmış renkler ve seri fırça darbeleriyle aktardılar. Bu daha sonraları empresyonizm olarak adlandırıldı.Monet'nin 1866 tarihli Camille ya da Yeşil elbiseli kadın (La Femme à la Robe Verte) adlı ona tanınmışlık getiren eseri, gelecekteki eşi Camille Doncieux'nun Monet'nin yaptığı pek çok resminden biriydi. Kısa süre sonra Doncieux hamile kaldı ve ilk çocukları Jean dünyaya geldi. 1868'de Monet, Seine nehrine atlayarak intihar etmeyi denedi.

Fransa Prusya Savaşı
Fransa Prusya Savaşı süresince (1870–1871) Monet İngiltere'ye sığındı. Orada, John Constable ve Joseph Mallord William Turner'ın resimler üzerinde çalıştı. Her ikisi de renk kullanımında Monet'in yenilikçi buluşlarına ilham kaynağı olmuşlardır.
1870'de Monet ve Doncieux evlendiler.
1871–1878 yılları arasında Monet, Fransa'ya geri döndü. 1873'de Paris yakınlarında ve Seine nehrinin kıyısında bir köy olan Argenteuil'e yerleşti ve en çok tanınan bazı eserlerini burada yarattı.
Fransa'ya dönüşünün ardından, 1872'de (yahut 1873'de) Le Havre'dan bir manzarayı yansıtan İzlenim: Gün doğumu. (Impression, soleil levant) resmini yarattı. 1874'te ilk empresyonist sergide yer alan bu resim günümüzde Paris'te Musée Marmottan-Monet'dedir. Sanat eleştirmeni Louis Leroy, resmin adından yola çıkarak "izlenimcilik" (empresyonizm) terimini, aşağılamak amacıyla ortaya atmıştır.

Son dönem
İkinci çocukları Michel, 17 Mart 1878'de doğdu. Madame Monet 1879'da tüberküloz sebebiyle ölmüştür.1883–1908 yılları arasına, Monet Akdeniz'i dolaştı ve pek çok doğa resmi yaptı. Önemli bir resim serisini İtalya Venedik'te yapmıştır. Ayrıca Londra'da iki önemli serisini yapmıştır: Parlamento'nun ve Charing Cross Köprüsünün resimleri. İkinci eşi Alice 1911'de, oğlu Jean 1914'de ölmüştür.Monet, 1923'te katarakt sebebiyle iki kez ameliyat olmuştur. Katarakt olduğu süreçte yaptığı resimlerin genel olarak kırmızı tonlarda olduğunu görürüz, bu katarakt hastalarının görüş biçiminin karakteristiğidir.

Ölümü
Monet, 5 Aralık 1926'da, 86 yaşındayken ölmüştür ve Giverny kilisesi mezarlığına gömülmüştür.


21/3/2007 | Kategori: SANAT-TiYATRO | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Her Geminin Bi Rotası Vardır... Önemli Olan Karayı Bulmaktır...

Ressamlar:Leonardo da Vinci

İtalyan ressamı, heykeltıraşı, mühendisi, mimarı ve bilgini (1452-1519).
Floransa yakınlarında, Vinci'de dünyaya gelen Leonardo, çocukluğundan başlayarak desen, matematik ve doğa bilimleri alanında büyük bir yetenek gösterdi. Floransalı ressam, heykeltıraş ve kuyumcu Verrocchio'nun atölyesinde yetişti, resim, heykel ve dekorasyon öğrendi.
1482'de Milano'ya, Ludovico Sforza'nın sarayına giderek orada geniş çapta çalışmalara girişti: resim yaptı, heykel yonttu, Milano ve Pavia katedrallerinin mimari sorunlarıyla ilgilendi. Dük tarafından şenlikleri düzenlemekle görevlendirildi, tiyatro dekorları, şenlikler ve turnuvalar için kostümler çizip gerçekleştirdi, sarayı eğlendirmek için yeni oyunlar icat etti. Aynı zamanda matematik, jeoloji (denizdibini ve toprak aşınması olaylarını inceledi), şehircilik ve hidrolik sorunlarıyla yakından ilgilendi, "Resim Üstüne İnceleme" adlı bir de kitap yazdı.

Birinci Leonardo: Kralın Mimarı
1499'da Fransızlar Milano'yu ele geçirince Leonardo, önce Mantova ve Venedik'e, sonra Floransa'ya gitti. Ünlü Gioconda tablosunu o zaman yaptı. 1506'da Milano'ya dönerek Fransızların hizmetine girdi, sanat ve bilim çalışmalarını sürdürdü. Roma'da, Giuliano de Medici'nin yanında geçirdiği iki yıldan sonra, François I'in çağrısını kabul ederek 1516'da Fransa'ya gitti. «Kralın başressamı, mühendisi ve mimarı» olarak atandı ve Amboise yakınlarında Cloux Şatosu'na yerleşti, iki yıl sonra orada öldü.

İkinci Leonardo: Benzersiz Sanatçı
Resim, Leonardo da Vinci'nin sanatında önemli bir yer tutar. Onun bütün araştırmalarının yüce ereği resimdi. Nitekim bu amaçla yeni bir üslûp geliştirip kabul ettirdi: tuvalleri gölge ve ışık yığınları halinde işlenmiş, düzenli geometrik (üçgensi ya da piramitsi) kompozisyonlar halindedir; eritilmiş, yumuşatılmıştan kenarlar, bir çizgiyle belirlenmemiş, estomplanmıştır (hafif gölgelerle belirlenmiştir [sfumato tekniği]). Hafifletilmiş, örtülmüş olan renkler derin bir gizem ve şiir izlenimi yaratır. Leonardo resimlerinde ruhun sırlarını, tutkuları, duyguları vermeğe çalışır. İtalya'da o tarihte yeni olan bu teknikle yağlıboya resimler de yaptı.

Üçüncü Leonardo: Bilgin ve Araştırıcı

Leonardo, bilimin her alanında öncüdür. «Defter»lerinde yer alan krokiler ve notlar, olağanüstü çalışmalarının kanıtlarıdır. Bilgisi, doğaya ilişkin gözlem ve deneye dayanır. Yukarıda sözü edilen bilim dallarından başka, astronomi, botanik ve biyoloji ile de ilgilenen bilgin, cesetleri kesip inceleyerek anatomi alanındaki bilgileri de geliştirdi. Optikte ve mekanikte perspektifi, ışığı ve hareketi inceledi.

Dördüncü Leonardo: Mühendis ve Mucit
Teknik alanda yaptığı yenilikler sayılamayacak kadar çoktur, çağdaşlarınca pek az yararlanılan birçok makine projesi yapmıştır. El arabası, zırhlı savaş aracı ve tırtıllı taşıtlar onun eseridir. On kadar silâh ve makinenin de kuramsal planım yapmıştır: uçan makineler (uçağın ve helikopterin atası), su altında gidecek makineler (perdeli ayaklar, dalgıç elbiseleri, denizaltılar) gibi. Ayrı parçaların birleştirilmesiyle yapılan taşınabilir evler fikri de onundur; ayrıca birçok âlet düşünmüştür: krikolar, pompalar, saatler v.b. Tarihte, yaşamı boyunca bunca şey öğrenmiş ve keşfetmiş insan pek azdır.

 

(Solda) 1512 yılında kendi kaleminden çıkan bu portre, o tarihte 60 yaşında olan Leonardo da Vinci'nin kaygılı yüzünü yansıtır.
(Sağda) Leonardo'nun anatomi defterlerinden birinde yer alan, göz üzerine inceleme. Onun çalışmaları insan vücudunun tanınmasına yardımcı olmuştur. Ne var ki, desen üzerine karaladığı notları bugün de tümüyle çözülemez; zira sol eliyle ve sağdan sola doğru yazardı.

Son Akşam Yemeği
Leonardo da Vinci'den çok az resim kalmıştır (15 kadar), üstelik bunların çoğu da zamanla yıpranmıştır; çünkü çoğu zaman, ressam yeni icat ettiği malzemeyi kullanarak yeni deneylere girişmiş ve bu malzeme zamana dayanmamıştır. Örneğin 1496 ile 1498 yılları arasında, Milano'da bir manastırın duvarına «tutkallı boya» yöntemiyle yaptığı Son Akşam Yemeği tablosu daha tamamlanmadan üne kavuşmuş, ama 50 yıl geçmeden pul pul dökülmeğe başlamış, günümüzde hemen hemen tanınmaz hale gelmiştir.

Bazı Eserleri
Tebşir, Müneccim Kralların Tapınması, Kayalıklar Bakiresi, Meryem, Çocuk İsa ve Azize Anna.



«Feronyerli Kadın». Hüzünlü bakışıyla bu güzel portre, Leonardo da Vinci'nin şaheserlerinden sayılır.



«Gioconda». Tahta iterine yapılmış olan bu tablonun modeli, Francesco del Giocondo'nun karısı Mona Lisa'dır. Genç kadının esrarlı gülümsemesi ve «sfumato» tekniğiyle işlenmiş olan geri plandaki manzara, bu esere dünya çapında ün kazandırmıştır. Louvre Müzesi, Paris.

14/3/2007 | Kategori: SANAT-TiYATRO | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Her Geminin Bi Rotası Vardır... Önemli Olan Karayı Bulmaktır...

Tiyatro Tarihi-1

ANTİK ÇAĞ TİYATROSU

Tiyatro ilk kez IO 6. yüzyılda Yunan toplumunda dinsel törenden özerkleşerek bir sanat türü haline geldi; dinsel ya da pratik ölçütlerle değil, estetik ölçütlerle değerlendirilen bir "oyun" a dönüştü. Yunan toplumunda tiyatronun öncülü, şarap, bereket ve bitkiler tanrısı Dionysos'u kutsamak için yapılan Bacchanolia şenliklerinde bir koronun söylediği dithyramboy şarkılarıydı. Koro, bu şarkılarda, farkı kişilerin konuşmasını canlandırmak için söz ve tavır değişikliğinden yararlanıyordu. Daha sonra, oyuncu ve oyun yazarı Thespis, koronun karşısına, farklı kişilikleri farklı maskelerle temsil eden bir oyuncu koydu. Böylece daha karmaşık konular ele alınabiliyor,farklı anlatım biçimleri denenebiliyordu. İÖ 534'te Atina'daki ilk tiyatro şenliğinde, Thespis'in bir tragedyası ödül kazandı. Bu tarihten sonrada tragedyalar Dionysos şenliklerinin bir parçası olarak gelenekselleşti.

İÖ 5 .yüzyılın ilk yarısında, Aiskhylos, koroyu 50 kişiden 12 kişiye indirerek ve ikinci bir oyuncu ekleyerek bugünkü Batı tiyatrosunun da temelini attı. Artık birden fazla kişi arasında yaşanan bir olayın, bir ilişkinin, sahnede canlandırılması olanağı doğmuştu. Aiskhylos, tragedyayı Dionysos cümbüşündeki azgın ve utançsız kökeninden de kopardı. Tiyatro önemli kişilerin başından geçen önemli olayları yüceltmiş bir üslupya temsil etme sanatı haline geldi.Efsaneleri, mitleri ve efsaneleşecek kadar eski olayları işleyen tragedyanın dinsel, ahlaki ya da siyasi bir mesaj vermesi, toplumu ve evreni bir bütün olarak temsil etmesi bekleniyordu. Hiyerarşik bir evrendi bu: En üstte tanrılar katı yer alıyor, altta ölümün, sürgünün ve cezanın yurdu bulunuyor, bu ikisinin ortasında da oyunun, dramatik eylemin gerçekleştiği yuvarlık sahneyle temsil edilen insanların dünyası duruyordu. Tragedya, daha sonra Sophokles ve Euripides tarafından daha da geliştirildi, gerçekçi gözlem öğeleri katılarak Aiskhylos'taki soyutluğundan bir ölçüde uzaklaştırıldı.

Komedya ise İÖ 486'dan başlayarak Atina'da Lenia kış şenliğinde yapılan yarışmalarla yaygınlık kazandı. Yunanca Komos sözcüğünden türeyen komedya, Dionysosçu kökenlerine tragedyadan çok daha bağlı kaldı. İÖ 6. yüzyıldan sonra Yunan egemen sınıfları arasında gözden düştüğü halde köylülerin ve yoksul halkın yaşamında önemini koruyan soytarılık, hokkabazlık, herkesin birbiriyle utançsızca çiftleştiği bahar ayinleri gibi avam öğeler, komedyada önemli yer tutuyordu. Dili de konuşma diline yakındı. Eski Komedya'nın en büyük temsilcisi Aristophanes'in oyunları, siyasal ve toplumsal yergicilikleriyle ahlaki bir görev de üstlenmişlerdir. Euripides'in İÖ 406'da ölümünden ve Atina'nın İÖ 404'te yenilgisinden sonra tragedya iyice geriledi ve komedya en popüler tür haline geldi. İÖ 320'den sonra, Büyük İskender döneminde ortaya çıkan Yeni Komedya eskisinden oldukça farklıydı. Mitolojik öğelerin yerini genç Atinalıların erotik serüvenleri ve aile yaşamları almış, eski şen, cümbüşlü ve grotesk üslup da daha gerçekçi ve yumuşak bir anlatıma dönüşmüştür. Bu dönemden günümüze yalnızca Menandros'tan bazı parçalar kalmıştır.Eski Yunan tiyatrosunun önemli bir özelliği kamusallığıdır. Oyunları ortalama 10 bin ile 20 bin seyirci aynı anda izleyebiliyordu.Eski Yunan oyunları, Sofokles'in trajedileriyle teknik yetkinliğe ulaşmıştır. Sofokles oyunlarında dekor kullanan ilk tiyatro yazarıdır. Aiskhylos, Sofokles ve Euripides konularını mitolojisinden alan oyunlar yazmıştır. Bu üç yazar, sonradan Aristo'nun Poetika adlı yapıtında belirlediği kurallara uygun oyunlar yazmışlardır. Bu kurallardan biri zaman, yer ve eylemde birliktir. Eski Yunan komedisinin tanınmış yazarlarından Aristofanes, oyunlarında dönemin siyaset adamlarının ve düşünürlerinin yanlış tutumlarını alaya almıştır.

14/3/2007 | Kategori: SANAT-TiYATRO | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı