Athena (Minerve)
Bir adı da Palas olan Athena, Baş Tanrı Zeus'un çok sevdiği bir kız idi. Zeka tanrıçası Athena'nın doğumu oldukça gariptir. Annesi akıllı Metis (Hikmet) ti. Efsaneye göre Baş Tanrı Zeus Metis'i yutmuş, yani kendi içine atmış ve onu kendisinin bir parçası yapmıştı. Akıllı ve Zeki Zeus Metis'i uzun süre kafasının içinde taşıdı. Ondan kurtulma zamanı gelip çatınca Demir ve ateş tanrısı Hephaistos'u çağırdı"Hephaistos" dedi "Başım çatlayacakmış gibi ağrıyor, artık dayanamıyorum. Alnıma hızla keskin baltanı vur. Korkma sen emrimi yerine getir, ben başıma ne geleceğinin biliyorum.Hephaistos Baş Tanrıya karşı gelmeye cesaret edemedi ve baltasını Zeus'un alnına indirdi. O anda yarılan yerden zafer çığlıkları atan güzel bir kız çıktı ve dans etmeye başladı. Tepeden tırnağa kadar silahlı idi. Başında altın bir miğfer kıvılcımlar saçıyordu. Parlak bir zırh bütün vücudunu kaplamıştı. Elinde ise yepyeni bir mızrağı sallıyordu. Bu hali gören bütün ölmezler hayret ettiler, şaşırdılar. Güneş bile onu görüce ne yapacağını unuttu, atlarının dizginlerini çekti, arabasını göğün boşluğunda bekletti. Büyük Olympos dağı bu yeni Tanrıça'nın doğuşu ile sarsıldı. Toprak'tan müthiş bir gürültü çıktı. Denizler kabarmaya dalgalar coşmaya başladı.
Zeka ve aydınlık tanrıçası olan Athena aynı zamanda savaş tanrıçası da sayılırdı. Savaş gürültülerini ve silah seslerini uyandırmasını ve canlandırmasını da isterdi. O Yunanlılar için yenilmez bir kavgacıydı, cesareti başka hiç bir tanrı ile kıyaslanamazdı. Onun cesareti kurnazca, yiğitliği sessizce idi. O gösteriş ve yaygarayı sevmezdi.Athena kabalık ve her türlü zulümden iğrenirdi. Temiz kalpliydi. Adaletten hoşlanırdı. İyi ve akıllı insanların yardımına koşmak adetiydi. Bir gün çok beğendiği, sevdiği cesur Tydeus çok uzun süren bir savaşta ağır yaralanmış ve yere düşmüştü. Athena Babası Zeus'a ona yardımcı olması, acıması için yalvardı. Babasından bu cesur savaşçıya ilaç götürmek onu ölümsüzler arasına katmak için izin istedi. Zeus bu istediğini kabul edince derhal yeryüzüne, savaş meydanına indi. Fakat Tydeus'in yakaladığı düşmanından korkunç bir biçimde intikam almakta olduğunu gördü. O, kendisine getirilen düşmanın kemiklerini kırıyor, kafasını eziyor, sonra bir barbar gibi kafatasının içinden çıkan beynini yiyordu. Athena bunu görünce ondan iğrendi. Yardımına koştuğu savaşçıya sırtını dönerek onu kendi kaderiyle baş başa bıraktı. Barbarca davranışıyla yardımı hak etmediğini göstermişti.Zeka tanrıçası Athena bazen yeryüzüne iner, savaşlara katılırdı. Yunanlılar Medya'lılara karşı savaştığında küçük ordularını Athena idare etmişti. Bu yüzden bir avuç insan, barbarların çok kalabalık ordusuna karşı büyük bir zafer kazanmıştı. Athena aynı zamanda şehirlerin bekçisi ve koruyucusuydu. Sevdiği şehirlerin kalelerinde, surlarında canla başla savaşırdı. Yalnız savaşları sevmezdi, barışları da severdi, barışın nimetlerini, medeni hayatın güzelliklerini, zafer kazanan kralların kalplerine sokardı. Bu yüzden medeniyetle ilgili her şeyin koruyucusu sayılırdı.
1/4/2007 | Kategori: MiTOLOJi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Eros ve Psykhe
Eros,
annesi Aphrodite gibi dünyaya güzellik ve neşe getirir, insanların
gönüllerini aşk ateşi ile yakar, insanların mutluluklarını ya da
sonlarını hazırlardı. Sırtında bir çift kanadı vardı. Bu kanatlarla
uçarak dünyayı dolaşır, geçti i yerlere çiçek kokuları saçardı.
Eros'un elinde her zaman okları olurdu. Bu oklarla insanları
kalplerinden vurur onları birbirlerine aşık ederdi. Ve bir gün kendisi
de bir güzele aşık oldu.
Psykhe (Ruh) bir kralın üç kızının en
güzeli idi. Gerçekten o kadar güzel, o kadar alımlıydı ki görenler onu
Aphrodite sanıyorlar ona tapınıyorlardı. Aphrodite, bir ölümlü ile
karıştırılmaktan hiç hoşlanmamıştı. Bu yüzden bir gün o lu Eros'u
yanına ça ırdı ve onu dünyanın en çirkin erke ine aşık ederek
cezalandırmasını istedi. Eros, annesinin iste ini yerine getirmek için
hemen yola koyuldu.
Psykhe'yi buldu unda, çok gururlu olan ve
kimseye aşık olmamakla övünen bu genç kızı, dünyanın en çirkin, en kötü
erke ine aşık etmeye niyetliydi ancak kalbini nişan alarak oku atmak
üzereyken Psykhe'nin güzelli i aklını başından aldı. Onu başkasına aşık
etmek isterken kendisi aşık olmuştu.
Psykhe'yi alıp sihirli
bir saraya götürdü. Bu saray, bir ormanın ortasında kurulmuş, muhteşem
fakat ıssız bir saraydı. Eros, gece karanlık düştükten sonra kendini
göstermeden saraya giriyor ve sevdi i ile buluşuyordu.
Sihirli
sarayda bir insanın isteyebilece i her şey vardı. Fakat Psykhe'nin tek
istedi i kendisini deliler gibi seven bu delikanlının yüzünü görmekti.
Fakat Eros bunu kabul etmiyordu; gece hep karanlıkta geliyor ve güneş
do madan da gidiyordu, akşamları sarayda ateş ya da mum yakılmasını
yasaklamıştı. Psykhe ne kadar yalvarsa da fayda etmedi. "Aşkımızın
sırrını kalbinde taşıdı ın sürece mutlu olacaksın" dedi Eros, "Beni
görmeyi aklından bile geçirme, kim oldu umu ya da kimin o lu oldu umu ö
renme, bilmeden tanımadan beni körü körüne sev, senden gizlenen şeyleri
ö renmeye çalışarak mutlu olma fırsatnı elinden kaçırma."
Psykhe de bunu kabul etmiş, Eros'u görmeden kim oldu unu bilmeden körü
körüne sevmişti. Birlikte çok mutluydular ancak Psykhe'nin
kızkardeşleri onların bu mutlulu unu kıskandılar. Bir gün kardeşlerini
ziyarete geldiklerinde ona sevdi i delikanlının dünyanın en çirkin en i
renç en vahşi görünüşlü adamı oldu unu söylediler. E er güzel bir
delikanlı olsaydı, sevdi inden yüzünü gizlemezdi, seni böyle ıssız bir
sarayda tutmazdı dediler ve ona gece Eros gelmeden önce yanan bir
lambanın üzerine vazoyu ters çevirip koymasını söylediler. Böylece Eros
uyuduktan sonra vazoyu kaldırıp aydınlıkta onun yüzünü görebilecekti.
Psykhe, merakına engel olamayarak kardeşlerinin dediklerini yaptı.
Yanan lambayı bir vazonun altına gizleyerek sevdi ini beklemeye
başladı. Eros, her şeyden habersiz saraya dönmüş, kendini sevdi i
kadının kollarının arasına bırakmıştı. Kısa sürede uykuya daldı.
Psykhe, Eros uyuyunca gürültü yapmadan yavaşça yataktan kalktı ve ters
çevirdi i vazoyu alarak lambayı eline aldı, yata a yaklaştı ında
gördükleri karşısında hayrete düştü. Çirkin ve i renç bir erkek görmeyi
beklerken genç çok yakışıklı bir erkekle karşılaşmıştı. Eros'un
yakışıklılı ı dünyadaki başka hiç bir erkekle kıyaslanamazdı. Yüzü
tarif edilemeyecek kadar güzel bu delikalıyı görünce Psykhe'nin ona
duydu u aşk daha da arttı.
Sevdi ini alnından öpmek için e
ildi inde elindeki taba ı düz tutamadı ından içinde fitil bulunan
lambanın kızgın ya ından bir damla Eros'un çıplak omzuna damladı. Eros
duydu u acıyla sıçrayarak uyandı. Sevgilisinin kendisini dinlemeyip
yüzünü görmek için ona oyun oynadı ını anlayınca hemen kanatlarını açıp
uçarak oradan uzaklaştı.
Eros'un gitmesiyle Psykhe için yaptı
ı büyülü sarayda bozuldu. Psykhe üzüntüden ne yapaca ını bilmez
olmuştu. Hatası yüzünden dünyada her şeyden çok sevdi i kişiyi
kaybetmenin acısıyla yollara düştü. Sevdi ini tekrar bulma ümidiyle tüm
dünyayı dolaştı, sayısız yerler gezdi ama bir türlü Eros'un izine
rastlayamadı.
Nihayet dolaşmaktan bitkin bir halde
Aphrodite'in sarayının kapısını çaldı. Onun kendisine acıyıp o lunun
yerini söyleyebilece ini düşünmüştü ancak Aphrodite ona yardım etmek
bir yana onu bir köle olarak çalıştırmaya başladı. Zavallı Psykhe,
sevdi ine ulaşabilmek için buna da razı oldu ve tek kelime dahi etmeden
kendisine emredilen her şeyi yaptı. Eros için her türlü acıya
katlanmaya razı oldu.
Bir gün Eros'un yanan omzu iyileşti ve
kendisine bu kadar yürekten ba lı olan sevgilisinin kaderini de
iştirmek için Olympos'a gitti. Zeus'un ayaklarına kapanıp Psykhe'nin
kurtarılması ve kendisine eş olarak verilmesi için yalvardı. Zeus, onun
tüm isteklerini kabul ederek Hermes'e Psykhe'nin Olympos'a
getirilmesini emretti. Psykhe, tanrılar katına getirildi ve orada
hayatta her şeyden daha çok sevdi i erkekle evlenerek çok mutlu bir
hayat sürdü.
28/3/2007 | Kategori: MiTOLOJi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Artemis Ve Büyük Aşkı Orion
Artemis
günün birinde uzun boylu iri yapili fakat çok yakisikli bir avci olan
Orion'u görerek ona asik oldu. Öyleki bir zamanlar kendi kendine aldigi
evlenmeme kararini bile unutup bu yakisikli avci ile evlenmek istedi.
Fakat Apollon kizkardesinin bu dev cüsseli mahlukla evlenmesini uygun
bulmuyordu. Kiz kardesini vaz geçirmek iin çok ugrasti ancak Artemis
onu dinlemedi. Kardesinin Orion'a duydugu sevginin ne kadar büyük
oldugunu görüncede bunu kiskanmaya basladi. Ne söylerse söylesin
kardesi Artemis'I vaz geçiremeyecegini anlayinca hileye basvurarak
Orion'u ortadan kaldirmaya karar verdi.
Birgün Orion denize
girmis yüzüyordu. Kiyidan okadar uzaklasmisti ki, basi kara küçük bir
nokta gibi görünüyordu. Apollon kizkardesini yanina çagirdi, uzaktan
görünen kara noktayi ona göstererek "Oraya kadar okunu
gönderebilirmisin" dedi. Artemis heyecanla yayini hazirlarken o kara
noktanin sevdigi erkegin kafasi olabileceginin nerden bilecekti ki.
Yayini çekti ve ok firladi. Çok iyi nisanci olan Artemis'in oku tam
hedefi vurmustu ve Artemis bilmeden sevdigi erkegi basindan vurmustu.
Bu ölüm onu çok üzdü günlerce bulutlarin ardina gizlendi gök yüzünde
dolasmaz geceleri yeryüzünü aydinlatmaz oldu. Sonunda bir gün babasinin
yanina giderek ondan Orion'u bir takim yildiz olarak gök yüzüne
çikarmasini istedi. Zeus ta kizinin bu arzusunu yerine getirdi.
24/3/2007 | Kategori: MiTOLOJi | Yorum (4) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Oidipus,Bellerophontes ve Theseus
Oidipus - Thebai kralı Laios ile İokaste'nin
oğlu. Efsaneye göre, bir gün, Laios, Apollon için adak adarken,
kahinlerden biri ona kanının öz be öz oğlu tarafından akıtılacağını
söyledi. Laios oğlu Oidipus doğunca ayaklarını sıkı sıkıya bağlayıp,
ölmesi için onu ıssız bir tepeye bıraktı. Kral Polybos Oidipus'u bulup
büyüttü. Appolon'un kahinlerinden biri bir gün ona öz babasını
öldüreceğini söylemişti. Bunun üzerine Oidipus evden ayrılmış ve kim
olduğunu bilmeden Laios'u öldürmüş ve öz annesi İokaste ile evlenmişti.
Theseus - Yunanlıların en büyük kahramanlarından
biri. - Atina Kralı Aigeus'un oğludur. Minotauros'u öldürmek amacıyla
Girit adasına gitmiş ve kralın kızının da yardımıyla bu canavarı
öldürmeği başarmış. Theseus Minotauros'a karşı kazandığı zaferden
dönerken, gemisine zafer işareti olarak beyaz yelken çekmediği için,
babası oğlunun yenildiğini zannederek kendini denize attı, intihar
etti. O günden beri bu denize Ege Denizi dendi. Theseus Amazonlarla
savaşmıştır.

Bellerophontes, Korinthos’ludur. İstemeyerek kardeşinin
ölümüne yol açtığı için ülkesinden ayrılır ve Argos kralının sarayına
sığınır. Kral Proitos’un karısı Sthenaboia ona gönlünü kaptırır,
sevgisine karşılık bulamayınca da onu kendisini baştan çıkarmaya
çalışmakla suçlar. Başına birçok iş gelen, bu arada aslan kafalı, keçi
gövdeli, yılan kuyruklu canavarı öldüren Bellerophontes sonunda Lykia
kralının kızıyla evlenir. Theseus Atina’nın efsane kralı Egeus’un ve
Aithra’nın oğludur. Argolis’te doğmuştur. Genç yaşta yırtıcı
hayvanlarla ve haydutlarla çarpışmış ve Atina’ya gitmiştir. Bir
seferden dönüşte babasına vermiş olduğu “zaferle dönersem beyaz bayrak
çekeceğim” sözünü unutmuş, gemiyi kara bayraklı gören Egeus kendini
üzüntüsünden denize atmıştır. Theseus bunun üzerine Atina kralı olmuş,
bir süre sonra Sykros’a sığınmıştır. Bir başka kahraman Oidipus
Thebai’lidir. Kral Laios’la İokaste’nin oğludur. Bir kahin Laios’a
“oğlun seni öldürecek ve annesiyle evlenecek” demiştir. Küçük Oidipus
sakat ayaklarıyla bir dağa bırakılır. Onu bulup Korinthos kralı
Polybos’a verirler. Oidipus büyüyünce başına gelecekleri Delphoi
kahininden öğrenir, bu yüzden ülkesinden kaçar. Phokis’te bir yolcuyu
öldürür. Bu yolcu babası laios’tur. Oidipus Thebai’ye varınca kral
seçilir ve İokaste’yle evlenir, bu evlilikten çocukları olur. Konunun
bundan sonrası bulanıktır. Kimine göre Oidipus kendi gözlerini oymuş ve
oğullarınca Thebai’den kovulmuştur. Kızı Antigone onun yanından
ayrılmamış, ona yardımcı olmuştur. Oidipus acılı yaşamını Kolonos
ormanında sürdürmüştür. Kimine göre gerçeği öğrenen İokaste kendini
asmıştır. Kimine göre Oidipus’un oğulları taht kavgasında birbirlerini
öldürmüşlerdir. Oidipus efsanesi yunan düşüncesinde ve yunan
trajedisinin temelinde belirleyici olan yazgıdan kaçılmaz fikrini
açıkça ortaya koyar.
13/3/2007 | Kategori: MiTOLOJi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Olympos Devleti
Mitler, araştırmacıların çoğunun ortak görüşüne göre, insanlığın
çocukluğunun ürünüdür; ilkel insan anlayamadığı doğa olaylarını güçlü
varlıklara dönüştürmüştür. Yine bu uzmanlar Yunan mitolojisinin sadece
Yunanlılar´ın kafasından çıkmadığını, içeriğinde Mısır, Asur, Finike
etkileri bulunduğu görüşündeler. Mitlerde görülen yöresel çizgiler
bunun göstergesi olabilirler; İskandinav mitlerinde soğuk ve buzun çok
olması, Hint mitlerinde ise sıcağın ve güneşin önde olması gibi.
Mitolojik olaylar doğa olaylarının canlılara dönüştürülmüş halidir.
Bütün bunlar, klasik tanımlarla mitolojinin tarifidir yani olması
gereken gibidir, oysa olması gerekenlerin dışında da gerekenler
olabilir. Konunun en büyük ismi sayılan Joseph Campbell bile mitlerin
derinliklerinde bazı unutulmuş gerçek olayların olduğunun gözden
kaçırılmamasını önerir. Bu bölümde biraz daha öteyi arayacağız;
deneğimiz ise Yunan Mitolojisi. Ama daha önce, kısa bir özet yaparak
Eski Yunan´ın tanrı ve tanrıçalarını tanımamız gerekiyor, ama okurken
onları kendiniz gibi düşünün, yani birer insan gibi.
Tanrıların hışmına uğrayan Prometheus MÖ 800´de Heisodos, "Thegonia"de
bize evrenin doğumunu va tanrıların ortaya çıkışını anlatır. Her şeyden
önce Kaos yani sonsuz boşluk vardı. Kaos´un şekli ve rengi yoktu. Sonra
Kaos´dan Gaia "Yer" doğdu, ardından da en büyük enerji olan sevginin
temeli, var edici Eros yani "Aşk" doğdu. Sonra Kaos, Erebos´u yani
geceyi var etti; bunların tümünden de dünyanın ışığı olan "Aither" ve
"Hemera" çıktı. Bu arada Gaia, önce tanrıların mekanı yıldızlı Uranüs´
ü yani göğü, sonra da Pontos´u yani denizi doğurdu. Gaia, çocuğu Uranüs
ile birleşince 12 Titan, sonra da sırasıyla tek gözlü Kiklopslar ve
yüzer kollu, ellişer başlı Centimane´ler doğdu. Ama Uranüs
çocuklarından korkuyor, onları yerin altına hapsediyordu. Gaia buna
dayanamadı göğsünün içinden çıkardığı çelikle bir tırpan yaparak
çocuklarına verdi, ama babasına karşı gelmeye 12 titandan sadece Kronos
cesaret ederek onu uyurken parçalara ayırdı ve Kronos evrenin sahibi
oldu. Kardeşlerini serbest bıraktı. Yaradılış devam etti ve Kronos
kızkardeşi Rea ile evlendi. Bu evlilikten Hestia, Demeter, Hera adlı üç
kız ve Hades, Poseidon, Zeus adlı üç erkek çocuk oldu. Ama Kronos
babasına yaptığını unutamıyor, aynı şeyin başına gelmesinden korkuyor,
bu yüzden de doğan çocuklarını yutuyordu. Rea yalnız Zeus´u
kurtarabildi. Uranüs´e onun yerine bir taşı yutturdu. Zeus büyüyünce,
Kronos´u devirdi ve karnındaki kardeşlerini kurtardı. Sonra da babasını
denizin ve yerin en altının altına kapattı. Babasının kardeşleri olan
Titan´larla savaştı, bu savaş öylesine korkunç oldu ki, dağlar eridi,
denizler kaynadı ve Ege bu yüzden binlerce adaya ve körfeze bölünerek
parçalandı, hiçbir güç Zeus´un yıldırımlarına dayanamıyordu. Yenilen ve
sonsuzluğa kadar zincirlenen Titanların biri de Japetus´du. Japetus´un
oğullarından biri olan Prometheus, Zeus´a karşı gelmemiş, saygı
gösterdiği için Olympos´a alınmıştı, ama Prometheus babasının öcünü
almaya niyetliydi ve bunun için insanı yarattı. İnsan tanrıların başına
bela olacak, onları hiçe sayacak ve tüm kötülükleri yapacaktı.
Prometheus, ilk insanı balçıktan yarattı ama su yerine gözyaşlarını
kullandı. İlk insan çiğ et yiyen, ıstırap çeken, çıplak, kendini
koruyamayan aciz bir yaratıktı. Bu defa Prometheus, Hephaistos´un
ocağına giderek oradan bir kıvılcım çaldı ve insanlara ateşi hediye
etti. Ve insanlar o zaman iyi yaşamaya başladılar, ama şımararak
kendilerini tanrılarla bir tuttular. Bunun olacağını bilen ve insanlara
ateşi özellikle vermeyen Zeus, Prometheus´a çok kızdı ve onu bin yıllık
bir cezaya çarptırdı. Artık insan vardı, ama sadece erkekler
yaradılmıştı.
10/3/2007 | Kategori: MiTOLOJi | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Bir uzay operası

Sonsuz evrenin derinliklerinde bir yerde, bilinmeyen ve zaman dışı
bir zamanda galaksiler arasında dolaşabilen olağanüstü canlılar
yaşıyordu. Akıl ötesi bir uygarlığa sahip olan bu canlılar, fiziksel
yapılarını yenileyebiliyor, kendilerine benzer androidler üretiyor,
şimşek benzeri ışınlarla istediklerini yok ediyorlardı. Ölümsüz
sayılırlardı, moleküler transformasyonla bir anda her yerde
olabiliyorlar; hologramlarla istedikleri şekilde görünüyorlardı. Zaman
zaman rasladıkları yıldızların gezegenlerinde yaşayan canlılar varsa,
onları yönlendiriyor veya özgün nedenlerle yok ediyorlardı. Kendi
aralarındaki iktidar kavgası süregelen bir olaydı; liderleri Gaia ve
Uranus´dü, 12 kişilik Titanlar adlı bir meclisle beraber yönetimi
ellerinde tutuyorlardı.Zaman içinde, iki liderin arası açılmaya
başlamıştı, Uranüs gittikçe güçleniyor, dengeyi bozuyordu, amacı
yönetimi tek başına sürdürmekti. Gaia´nın çevresindeki herkesi
tutukluyor, karanlık ve çok uzak yıldızlara hapsediyordu ve sonra
Titanlar Meclisi´nin tüm üyelerini de tutuklayarak hapsetti. Bunun
üzerine Gaia, silahsız ve güçsüz Titanları kurtarıp Uranüs´ü devirmeyi
planladı, onlara gizlice ulaşarak silah ve araç verdi, meclisin başına
Kronos adlı üye geçti. Hapsedildikleri yerden kurtulan Titanlar ve
taraftarları Gaia´nın da politik desteği ile harekete geçtiler; müthiş
bir yıldızlar savaşı yaşandı, Kiklopslar ve Centimaneler adlı iki
politik güç de onu destekliyordu ve sonunda Kronos kazandı ve Uranüs
yok edildi. Gaia ve Titan Meclisi onu lider seçtiler, artık gittikçe
büyüyorlar ve sayısız yıldızlara ulaşıyorlardı ve Kronos, siyasi
destekçisi Rea´idi, Rea altı üyeden oluşan politik bir grubun
lideriydi. Ama Kronos geçmişi unutmuyor ve iktidar korkusuyla,
çevresinde oluşan güç odaklarını istemiyor, onları birer birer uzak
yıldızlara yolladı. Rea yalnız kalınca kendi taraftarı olan askeri
liderlerden Zeus´un robot bir kopyasını yaptırarak, robotu uzağa
yolladı ve Zeus´u özel bir gezegene sakladı. Orada iktidara karşı
gruplarla örgütlenme çalışmalarını geliştiren Zeus, yeterince
güçlenince Kronos´a karşı olan siyasi ve askeri güçleri toplayarak
hükümeti devirdi ve başa geçti. Kronos, sonsuz uzaklıkta bir yıldıza
sonsuza kadar hapsedildi. Ama iş bununla bitmiyordu, Titanlar Meclisi
hala güçlüydü, toplanarak tüm güçleriyle bu yeni diktatöre saldırdılar.
Korkunç bir savaş daha başladı, yok edici dev ışınlar dağları eritti,
denizleri buharlaştırdı. Savaş çok uzun sürdü ama sonunda Zeus´un
orduları savaşı kazandılar. Titanlar birer birer tutuklanarak Tartaros
adlı gezegene hapsedildiler. Bu gezegenden çıkmak hemen hemen
imkansızdı.Zeus, kalan tüm Kronos taraftarlarını da yok ederek,
tüm gücü eline geçirdi ve Titan Meclisi´nin yerine Olimpos Meclisi´ni
kurdu. Uzun zaman sonra, Titan Meclisi üyelerinden birinin oğlu olan ve
yeni iktidara bağlılığını bildirerek zarar görmeyen ve hatta Olimpos´un
danışmanlığına getirilen mühendis Prometheus, babasının öcünü almak
niyetindeydi. Zeus´un başına dert açmak için yeni bir canlı türü
yarattı ama bunlar yeterince güçlü değildiler, asi Prometheus bu kez
sadece Olimpos´un kontrolunda olan gücü çalarak, bu yeni canlılara
verdi. Artık kendilerine insan diyen bu canlılar, gelişiyor ve
yayılıyorlardı ve üstelik Prometheus´un ve eski Titan düşüncelerinin
etkisinde kalarak Zeus ve Olimpos Meclisi´ne karşı çıkmaya
başlamışlardı. Yönetim durumu farkederek, Prometheus´u tutukladı ve
cezalandırdı. Ama insanlar gittikçe çoğalıyordu ve ciddi sorunlara
neden olmaya başlamışlardı, düzen bozuluyor, doğa tüketiliyor,
yönetimin kararları çiğneniyordu. Zeus, meclisi topladı ve alınan
kararla insanların yaşadıkları yerlerin iklimleri değiştirilerek
yokedildiler. Ama kurtulanlar vardı, Prometheus taraftarları ve
casusları meclisin kararını öğrenerek bir çok insanı kaçırıp
kurtardılar ve insanlar yine çoğalmaya başladılar, bu arada Zeus ve
Olimpos Meclisi yönettikleri tüm yerlerden insanları yok ettikleri için
sert tepkiler alıyorlardı ve artık yapacakları başka şey yoktu.
İnsanlar yine çoğalarak her yere yayıldılar ve Olimpos bir kez daha
toplanarak, insanları galaksinin dış kıyısında bulunan küçük bir
güneşin, üçüncü gezegenine toplama kararını aldı.
Şimdi
insanlar, orada yaşıyorlar, tüm geçmişlerini geçen onbin yıllar
sonrasında unuttular, kuşaktan kuşağa geçen anılar, efsanelere dönüştü.
Gezegene ilk gelenlerin geçmişi hatırlayarak yaptıkları anıtlar ve
anlatılar masallarla bütünleşerek, tüm insan ırklarında farklı
değişimlere uğradı. Bugün artık kimse, Zeus´u, Olimpos Meclisi´ni ve
dev yıldız savaşlarını hatırlamıyor, akıl ötesi bir teknoloji bir
mucize olarak hatırlanıyor. Ya onlar ne yapıyorlar? Kimbilir, belki de
Olimpos Meclisi veya bir görevli insanları izliyor ve yaptıklarını
değerlendirip, Meclis´e raporlar sunuyor. Şimdilik Olimpos için bir
tehlike yok ama ya gelecekte? Kendilerini ve yaşadıkları biricik yeri
yok etmekte uzmanlaşan insanlar, dünya dışını da tehdit etmeye başlarsa
Olimpos Meclisi yine toplanarak, kendi yarattıkları bu kusurlu
canlıları bir kez daha durduracaklar mı? Çünkü, çok uzakta da olsa
Prometheus´un veya insanların taktığı isimle ışığı yani enerjiyi
getiren Lucifer´in etkileri hala sürüyor ve hatta gittikçe artıyor...
10/3/2007 | Kategori: MiTOLOJi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Yunan Mitolojisi...APOLLONUN AŞKLARI
Phoibos APOLLON
Önemli tanrılardan biri de Apollon’dur. Apollon, Zeus’la Leto’nun oğludur, Artemis’in ikiz kardeşidir. “Parlak Apollon” anlamında Phoibos Apollon diye bilinir. Delos’ta doğmuş olduğu için Delos’lu diye de anılır. Delos’tan Delphoi’ye gittiği, orada canavar Python’u öldürdüğü, bu günahtan arınmak için bir kaynakta yıkandığı anlatılır. Güzün Kuzey’e gider, Yunanistan’a ilkyaz gelince döner. Her şeyden önce ışık tanrısıdır. Onda karanlığa yer yoktur, bu yanıyla doğruluğu simgeler, yalan nedir bilmez. Okları güneşin ışıkları kadar iyileştiricidir ya da öldürücüdür. Apollon hekimliği insanlara öğretmiştir, ayrıca müzikçidir, lir’ini her çalışta tanrıları büyüler. Sürüleri korur, geleceği bildiriri, Delphoi’de kahinlerin geleceği görmesine yardım eder. O yüzden Delphoi yüzyıllarca bir kehanet merkezi olmuştur. Apollon insana bu kadar yakın da olsa onun giz dolu bir kişiliği vardır. Zaman zaman bu kaba ve acımasız bir tanrı olarak gösterilmiştir. Şiirin ve müziğin simgesi olan bir tanrının kaba ve acımasız olabilmesi elbette zor anlaşılır bir durumdur. Onda kabalıkla incelik, sertlikle yumuşaklık bir bütün oluşturur gibidir. Defne ağacı onun simgesidir. “Ay” Artemis’in yanında Apollon “Güneş”tir.
DAPHNE
Yunan mitolojisinde bir peri kızı. Nehir Tanrısının kızıdır. Apollon Daphne'ye aşık olur, Daphne ondan kaçarak Tanrılardan yardım ister ve defne ağacına çevrilir. Defne ağacı o zamandan Apollon'un adı ile birlikte anılır.
DAPHNE ADINDAKİ GUZEL KIZIN DEFNE OLUŞU

Bir gun Apollon Thessaliada, kiyilari agaclarla golgelenen Peneus ir-magi kenarinda, guzel, genc bir kiz gordu.Bu essiz guzelin adi Daphne idi.Artemis gibi o da lekesiz bir kiz olarak kalmaya and icmisti.O, ormanların derinliklerinde yalniz basına dolasmaktan zevk aliyordu.Ay isiginda, yaban hayvanlari kovalamak, avlamak, derilerinden faydalanmak onun icin en buyuk eglence idi.Uzun saclari omuzlari ustunde dalgalanan guzel! Daphne; erkeklerden igrenir ve bir adamin karisi olarak yasamayi aklina bile getirmezdi.Sık sık babası ona;Kizim, beni torun sahibi etmelisin; dedigi zaman, Daphne kollariyla ihtiyar babasinin boynuna sariliyor ve ona soyle karsilik veriyordu:Ey, dunyaya gelmeme sebeb olan sevgili babacigim, kadınlık gorevlerini bilmeden ve birisinin karisi olmadan, bagimsiz olarak yaşamama musaade et...
İşte bu hos kizin guzel saclari, alev sacan gozleri, mutenasip endami, Apollonun kalbinde arzular uyandirdi.Bir gn yalniz basina ormanda dolasan bu bakireye rastlayinca onunla konusmak istedi, fakat cok guzel ve genc delikanlı olan Apollonu, Daphne karsisinda gorur gormez sirtini ona cevirdi ve bir ruzgar gibi, ggn boslugunda hizla kayarak ayin yuvarlak ve yaldizli cehresini tulleyen bulutlar gibi kosmaya basladi.Fakat Tanri onun pesini bırakmadi.Hem kosuyor hem de ona soyle bagiriyordu:Daphne, yalvaririm sana dur, benden sana zarar gelmez.Ben senin dusmanin degilim, dur peri, dur; beni pesinden kosturan yalniz sevgimdir; lutfen, hizini biraz yavaslat, hic olmazsa, arkandan-kosanın kim oldugunu gren.Arkandan kosan ne yaban bir dagli; ne de dik yamaclarda kecilerini otlatan kaba bir cobandir.Ben Isık Tanrisiyim. Benim babam butun Tanrilarin buyugu olan Zeusdur.
Bana insanlarin mazisini, halini, uzuntulerle dolu Istikballerini okuyan ve her seyi bilen, her seye hayat veren Tanri Apollon derler O, boyle soylyordu.Fakat bu takipten korkan Daphne ucuyormus gibi kosuyordu.Ruzgarin nefesi robunun ince kıvrımlarını havaya kaldiriyor, kokulu saclarini ensesi ustunde dalgalandiriyordu.O kosarken daha hos bir hal aliyor, bakir guzelligi daha cok beliriyordu.Apollon bu periyi muhakkak yakalamak arzusunda idi.Askinin kudreti ona kanad vermiş gibi idi.O, adeta ucuyordu.Simdi, onu yakalamak uzere idi, Daphnenin havada ucan saclarini sicak nefesi oksamaya baslamisti. Kuvvetinin azaldığını, bu hizli ve surekli kosudan yoruldugunu hisseden guzel peri birden bire durdu ve ayagi ile topraği kazıyarak soyle bagirdi: Ey, toprak ana, beni ort, beni sakla, beni kurtar.Bu yurekten kopan yalvaris biter bitmez o agirlasan uzuvlarinin odunlastigini hissetti.Gri renkginde bir kabuk, olgun gogsunu kapladı.Kokulu sacları yapraklara cevrildi.Kolları dallar halinde uzadi.Nazik ve kucuk ayaklan kok olup topragin derinliklerine daldilar.Bası İse buyuk bir agacin tepesi oldu. Sasirmis bir halde Apollon, peri kizini kucaklamak isterken bir defne agacim govdesine carptı. Fakat agaca sarilarak sert kabuklarin altinda henuz olmemis olan Daphnenin kalbinin heyecanli heyecanli carptigini duydu. Daphne, dedi.Bundan sonra sen Apollonun kutsal agaci olacaksin, senin solmayan ve dokulmeyen yapraklarin benim saclarımın celengi olacak.Ve degerli kahramanlar, muharipler, unlu sairler, buyuk isler basaranlar, hep senin yapraklarınla magrur alinlarini susleyecekler.Apollon bunları soyleyince defne ağacı onun lutfuna teşekkur etmek icin dallarını yavaşa salladı ve başını hurmetle eğdi.Maden ve sert yapraklari bulunan defne agacının, vaktiyle guzel bir peri kizi olduğunu dusunelim.Onun saclarının guzel kokusunu defnenin yapraklarından koklayalım, fakat Daphnenin dogan gunesin nnden kacan guler yuzlu, genc Safak oldugunu da unutmayalim.Her sabah parlak gunes onu yakalamak icin kosar fakat pembe yanakli, utangac Safak, yakalanmak istemez kacar.Gunes onu, isiklariyla kucaklamak uzere iken o birdenbire gunesin onunde kaybolur.
7/3/2007 | Kategori: MiTOLOJi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı