Kahve bile 'üçü bir arada', ben hâlâ yalnızım!
Son zamanlarda duyduğum ve bayıldığım iki söz var: 1- "Nescafe bile üçü
bir arada, ben hâlâ yalnızım," ve de 2- "Ex'ten next olmaz," (Eski
sevgilileri dönüp dolaşıp tekrar hayatlarına sokanlar, burada ne demek
istenildiğini çok iyi anladılar.)
*
Biz gelelim birinci özlü söze! Yeni çağın en yaygın ve en amansız
hastalığı 'yalnızlık!' Kadını erkeği, kimi görsem, yalnızlıktan şikâyet
ediyor. Evli olanlar, iki kişilik yalnızlıklarından yakınırken,
bekarlar da hayatı beraber paylaşacak doğru düzgün birilerinin artık
kalmadığından! Ortada çözülemeyen bir problem var yani... Yalnızlık
belasını çekmek için gerçekten yalnız olmaya gerek yok tabii... Ki en
kötüsü de o iki kişilik yalnızlıklardır ya zaten... Yanında cisim
olarak biri varken, ruhun yaşadığı terk edilmişlik hissi yani... Artık
kimsenin kimseye eyvallahı kalmadı bu çağda... Annelerimizin,
babalarımızın, "İyi günde kötü günde ölümüne beraberiz," mantığı artık
işlemiyor. Kimse kimsenin kahrını çekmiyor. "Huzurumu bozacaksan kapı
orada," deniliyor. Ya da çekip gitmek 'yemiyorsa', durumu düzeltmeye
çaba harcamak yerine, aynı evin içinde yaşayan iki yalnız, mutsuz,
tutkusuz yabancıya dönmeye razı olunuyor.
* Sonra da oturup işte böyle yeni atasözleri üretiliyor: Bir küçük paket kahvenin 'kalabalığına' özeniliyor.
8/4/2007 | Kategori: MAKALELER | Yorum (2) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Mutluluğun mezarları, yalnızlığın heykeli var
Bugün sabah gazetesinde okuduğum ve konu başlığı dikkatimi çeken bir makaleyi paylaşmak istedim.Özellikle şiire bayıldığımı söyleyebilirim.İlk olarak şiiri direk gazeteden yazıp burada paylaşacaktım fakat kızım aslıhan senin kategorilerinde makaleler adlı bir bölüm var neden komple makaaleyi yayınlamıyorsun diye kendi kendime söylendim ve işte yayınlamış bulunmaktayım.Şiir gerçekten hoşuma gitti sizinde beğeneceğinizi umuyorum...
Yalnızlık nedir? Evin içindeki adam ya da
kadından "Bir mucize olsa da ayrılsak," diye düşlemek değil midir?
Böyle hissettiğin biriyle ölürken aynı evde olmuşsun ne çıkar? Asıl
yalnızlar, kalabalık içindekiler...
Bir haftadır Fazıl Say'ın biten evliliği
hakkında söylediklerini konuşuyoruz. Bahsettiği iki kişilik yalnızlık
hepimizi rahatsız etti. Tam da hafta ortalarıydı meslektaşım Sinan Akyüz'ün yeni romanı gözüme çarptığında. Bir iki hafta önce masama bırakmıştı. İsmi İki Kişilik Yalnızlık. "Yaşanmış
bir öykü bu," diye anlatmıştı. "Sözleri bitmiş bir çiftin hikâyesi bu!"
demişti. Birbirine yabancılaşan, karanlıkta birbirlerini kaybeden iki
insanın hikâyesi... İki kişilik yalnızlığın hikâyesi... Bir solukta
bitirdim kitabı. Herkese öneririm. İlk sayfayı çevirmek için biraz
cesaret... Sonrası? Sonrası kolay.
Mutluluğun gözü kördür
Yalnızlık sağır.
Ondandır biri tökezleyerek yürür,
Öbürü uykusunda bile bağırır.
Mutluluk yalnız kendisini görür;
Unutur bu yüzden ilkin kendisini.
Yalnızlık kendi tutukluğunda özgür,
Boyuna bekler dönsün diye sesini.
Mutluluk alışır kendisine, ölümden beter;
Borçsuzluğuyla övünür, ama kedisi doğurmaz.
Yalnızlığın gidecek bir yeri yoktur;
Boyuna kapısına döner, açan olmaz.
Mutluluğun mezarları, yalnızlığın heykeli var..
Her ikisinin de saksılarında çiçek.
Biri hep başka bir renkle solar, Öbürüyse ha açtı, ha açmayacak.
25/3/2007 | Kategori: MAKALELER | Yorum (2) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Yürümek sigarayı bırakmaya yardımcı olabilir
Yeni yapilan bir arastirma, en az 5 dakika yurumenin sigarayi birakmaya yardimci olabilecegini ortaya koydu.Uluslararasi Bagimlilik (Addiction) tip dergisinde yayimlanan arastirma sonuclarina gore, yurumek gibi hafif egzersizler sigara icenlerde nikotin ihtiyacini onemli miktarda azaltiyor.Arastirma yi yapan Exter universitesinden egzersiz ve saglik psikolojisi profesoru doktor Adrian Taylor ve meslektaslari, egzersiz ile nikotin ihtiyaci arasindaki iliskiyi inceleyen calismalari yeniden gozden gecirdi. Arastirma grubu, bu calismalarinda yurumek ya da kaslari esnetmek gibi spor salonu disinda yapilan egzersizler uzerinde odaklandi.Arastirma cilar, hafif fiziksel gayret gosteren deneklere sigara isteyip istemediklerini sordu. Denekler sigara isteklerinin azaldigini ifade etti.Bu tur egzersizin etkisinin ne kadar surebileceginin bilinmedigine dikkat ceken arastirmacilar, insanlarin sigarayi birakmalarinda, bu tur egzersizlere diger sigarayla mucadele tekniklerinin de eklenmesinin daha cok yardimci olabilecegini belirtti.Doktor Taylor, egzersizin mutlulugu artiran dopamin hormonunu uretecegi icin, tiryakilerin nikotin bagimliligin azalacagi teorisini one suruyor.
15/3/2007 | Kategori: MAKALELER | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Eğer,çünkü ve rağmen sevgi...
Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir. Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor musunuz? Sevgi üç türlüdür. Birincisinin adı 'Eğer' türü sevgi. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmışlar. Örneğin: "Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli bir kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim." En çok rastlanan sevgi türü bu olduğunu söylemişler. Yani bir şarta bağlı sevgi. Karşılık bekleyen sevgi. Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türü budur" deniliyor. "nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır." Bir görüşe göre evliliklerin pek çoğu 'Eğer' türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi nefrete dönüşüyor.
İkinci türe geçiyoruz: 'Çünkü' türü sevgi. Bu tür sevgiyi şöyle tarif ediliyor: "Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, onun sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. Örnek mi? Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin. Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki. Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki. Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki."
‘Çünkü' türü sevginin 'Eğer' türü sevgiye tercih edileceği şöyle anlatılıyor: " 'Eğer' türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa, zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz hoş birşeydir, egomuzu okşar. Bu tür olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün 'Eğer' türünden temelde pek farkı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de yükler getirir insana.
İnsanlar, hep daha çok insanlar tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama, sonsuz sevgi ve kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı, yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. O zaman bu tür sevgide, güven duygusu bulunabilir mi? 'Çünkü' türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var:
Birincisi, acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz korkusu. (Tüm insanların iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri, öteki yalnızca kendilerinin bildiği. İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terkederlerse korkusu buradan doğar.)
İkincisi de:Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa endişesidir. Toplumdaki sevgilerin çoğu 'Çünkü' türündedir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür.
Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne? Ve işte sevgilerin en gerçeği, üçüncü tür sevgi, 'Rağmen' diye adlandırılan türdür. Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için, 'Eğer' türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanmayıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için 'Çünkü' türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan bir şey olduğu için değil, bir şey olmasına rağmen sevilir.
Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir. Tabi bu, sevgiyle karşılanması şartı ile. Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine rağmen olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor.
Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur, deniliyor. "Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir."
Bunun böyle olduğundan nasıl emin olursunuz? Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? Kendi kendinize yaşamanın ne yararı var diye sormaz mıydınız? Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birden bire başınıza yıkılmaz mıydı? O an yaşam size anlamsız gelmez miydi? Diyelim sıradan bir yaşamınız var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?
İşte öyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar. Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen' türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır. Ancak bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok.
Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var? Açlığımızı biraz bastıracak kadar. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım, sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz. Hani nerede? hepsi o.
10/2/2007 | Kategori: MAKALELER | Yorum (3) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Nefreti aşmanın tek yolu var "Affetmek"…
Başkalarını affettiğimizde biz özgürleşiriz.
Nefret yaşamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi engeller. Hiç kimse saf iyi ya da saf kötü değildir. Salt kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe, depresyon ve umutsuzluk denizinde boğar insanı.
Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır. Affetmek insanı derinleştirir.
Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir. Çünkü affetmek bir seçimdir.
Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir. Affetmek bir süreçtir.
Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür.
Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır. Yani koşullu affetme yoktur. Diğer insanın da sizi affetmesini, değişmesini veya sizin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin.
Affetmek bir seçimdir. Amacı sizin rahatlamanızdır, sizin özgürleşmenizdir. Nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor ya da ölmüş olması sizin affetme sürecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda bir farklılık yaratmayacaktır. O acılar sizin acılarınız.
Affetmek kolay değildir. Fakat özgürleşmek için gereklidir. Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır.
Oysa affetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrol altında tutmasına son vermek demektir.
Affetmek, o kişiyi sevmek değil.
Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.
Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.
Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.
Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil.
Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil.
Affetmek, o kişiyi haklı bulmak değil.
Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil.
Affetmek kırgınlığın, küskünlüğün, nefretin hapishanesinden özgürlüğe kavuşmaktır.
Affetmek artık acıyı hissetmemektir. Yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir.
“Duygusal unutma” affetmenin diğer adıdır.
18/1/2007 | Kategori: MAKALELER | Yorum (2) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
SEVMEK
Acimak sevgi degildir,ustunlugun kabuludur.
Hosgoru sevgi degildir,istemedigi ne katlanmaktir.
Bagimlilik sevgi degildir,gereksimle rinin karsilanmasidir.
Sevgi deger vermesini bilmektir.
Sevgi var olmaktan kivanc duymaktir.
Sevgi birlikte olmaktan sevinc duymaktir.
Sevgi esitligin duyumsanmasidir.
Sevgi,butun yapay ayirimlarin hayattan cikarilmasidir.
Sevgi bilinctir.
Sevgi insan olmaktir.
Sevgiyi hayatimizdan kovduk ve yerine parayi koyduk.Para icin yasiyoruz,para icin egitim goruyoruz,para icin meslek ediniyoruz,para icin calisiyoruz, para icin birbirimizi cigniyoruz,para icin birbirimizi aldatiyoruz, para icin savasiyoruz.
Sevgiyi hayatimizdan kovduk ve nefreti icimize cagirdik.Birbirmizd en nefret ediyoruz,nefretle yasiyoruz,nefretle calisiyoruz, nefretle dovusuyoruz, nefretle olduruyoruz. Para,ustun olmak ve nefret etmek hayatimizi dolduruyor.Hayatimi zda savaslarla,dunyayi yagmalamakla, birbirimizi bogazlamakla geciyor.
Sevginiz olmadiktan sonra daha cok paraniz olsa daha ustun olsaniz,daha cok topraginiz,eviniz, arabaniz,maliniz olsa ne olur?
Sevginiz yok ve hicbirseyiniz yok.
BELKİDE YENİDEN OGRENMENİZ GEREKEN BUDUR.
Psikolog Dr.Erdal Atabek
7/12/2006 | Kategori: MAKALELER | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
